ARDA TURAN ÜZERİNE

Arda Turan
Arda Turan… Galatasaray’ın son yıllarda altyapıdan yetiştirdiği en başarılı ve en yetenekli futbolculardan biri. Adeta bir top cambazı. Bilekleri o kadar yumuşak ki ve o da bu bileklere o kadar hakim ki, iki bilek hareketiyle rakibini maymuna çevirebiliyor… Aynı zamanda skorer özelliği de var. Hiç umulmadık anlarda umulmadık yerlerden şutlar çıkartıp kritik goller atabiliyor. Oysa o, her ne kadar hücuma yönelik olsa da, neticede bir orta saha oyuncusu…
Arda için yakın zamana kadar “terbiyeli, efendi” v.s. de yazabilirdim bu sıfatların yanına… Ancak maalesef son zamanlarda bir haller oldu Arda’ya. O kısa zaman öncesinin efendi, terbiyeli, saygılı, yerine göre gırgır, yerine göre gamsız, yerine göre ise son derece ciddi oyuncusu gitti, 7/24 gergin, patlamaya hazır, her an kavga çıkarma potansiyeline sahip bir oyuncu geldi sanki!
Önce Bordeaux maçında rakibine Zidane’vâri attığı kafa, sonra bir sonraki sezonun başlarında bir teknede sarışın bir kızla haddinden fazla samimi görüntüleri… Şimdi bu görüntüler için “Canım çocuk genç, olacak tabii o kadar” filan denebilir de, arkadaş, insan böyle şeyler yapacaksa, teknenin güvertesinde de yapmasın bir zahmet! Yok mu o teknenin kamarası?
Sonra da yine geçen sezon Fenerbahçe derbisinde Semih’le girdiği boks müsabakası… Yetmedi, bu sezon yine Fenerbahçe maçında Christian Baroni ile girdiği kapışma, en son da Florya’da idmanda bir taraftarın (ki iddialara göre bu taraftar da Emre Güngör’ün kuzeni) cep telefonunun Fenerbahçe Marşı’yla çalması üzerine girdiği öfke krizi…
Şahsen ben Arda’nın bu gidişatını üzülerek seyretmekteyim. Arda Galatasaray’a her açıdan çok büyük yararlar sağlayacak bir süreç yaşıyor aslına bakarsanız. Takımın kaptanı, bir. En önemli silahlarından biri, iki. Tıpkı Hakan Şükür gibi, rakip Arda’ya ekstradan önlem almak durumunda kaldığı için, rakibi bir kişi eksik oynatıyor, üç. Bir başka takıma giderse (ki bence sadece ama sadece yurt dışına) Galatasaray’a büyük bir bonservis geliri kazandırır, dört…
Ancak Arda maalesef o havalarda değil gibi. Son zamanlarda çok agresif, sinirli ve öfkeli. Bence bunun en önemli sebebi, çocukcağızın sırtına çok büyük yük yüklenmesi… bir kere daha o yaşta inanılmaz ünlü. İnsanlar ona dokunabilmek, onla resim çekinebilmek için birbirlerini eziyorlar. Eh bu da daha 22-23 yaşındaki bir genç için inanılmaz şeyler. İnsanın dengesini rahatlıkla bozabilir. Bir de bunun üstüne kaptanlık ve liderlik gibi iki ağır görev yüklendi üstüne.
Şimdi düşünün… Galatasaray takımının kaptanısınız… Daha düne kadar Hakan Şükür’lerin, Ergün Penbe’lerin, Tugay Kerimoğlu’ların, hatta daha geriye de gidersek Turgay Şeren’lerin, Metin Oktay’ların taktığı pazubandı şimdi sizin kolunuzda… Yetmiyor, bir de üstünüze, zamanında Hagi’lerin, Tanju’ların üstlendiği saha içi liderlik görevi yükleniyor… Hem de öyle antin-kuntin bir takımın değil, omuzlarında “Avrupa Şampiyonu” apoleti olan Galatasaray’ın… Bu kadar gerilim, bu kadar stres, elbette insanı sinirli de yapar, agresif de yapar…

Bordeaux maçında Zidane'a özenen Arda çok eleştirilmişti.
Bence bu noktada Rijkaard’a da, Neeskens’e de, yönetime de çok büyük görev düşüyor. Bu saatten sonra Arda’dan kaptanlığın alınması düşünülemez. Ancak Arda, mutlaka ama mutlaka bir psikolog gözetiminde bulundurulmalı ve vakit geçirmeden bir psikolojik terapiye tâbi tutulmalı. Çünkü çocuğun üstündeki yük, kafasının içindeki gerilim, sorumsuz biri olmadığı için yüzüne de yansıyor. O en tehlikeli pozisyonlardan, kaçan en kritik gollerden sonra bile gamsız bakışlarıyla “Amaaaan boşver be abi ya, kaçan gol olsun, canlar sağolsun!” der gibi tin tin geri giden Arda’nın yerinde yeller esiyor artık. Arda gözlerinden ateş fışkırtıyor adeta. Ve çünkü Arda gibi, Sergen gibi yetenekler sık yetişmiyor ülkemizde ne yazık ki… Öyleyse bu nadir yeteneklere de sahip çıkmak lazım.
-
Yeni
-
Bağlantılar
-
Arşivler
- Ocak 2010 (1)
-
Kategoriler
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS
